New York – Londra arası nasıl 1 saat 54 dakika sürer?

Pilot: Radar, iyi günler, Hava Kuvveleri Blackbird, FL600 (60 bin feet!) için izin istiyorum.

Kontrolör (alaycı bir tonla): Efendim, eğer başarabilirseniz FL600 için serbestsiniz.

Pilot: Hava Kuvvetleri Blackbird, FL800’ı (80 bin feet!!!) terkedip FL600’a alçalıyorum…

1970’li yıllar ve SR-71 kokpitinde sıradan bir gün… Okumaya devam et “New York – Londra arası nasıl 1 saat 54 dakika sürer?”

İstanbul’da uçak seyretmek ve spotting üzerine…

Uçak seyretmek! Böyle bir aktivite türü olabilir mi? Uçak seyretmek nedir? Bir insan neden uçak seyreder?

Eğer havacılık gibi özel bir ilgi alanına sahipseniz, bu başlık size anlamsız ve saçma gelmemiştir diye tahmin ediyorum. Çünkü, kabul edin havacılık meraklıları olarak bunu çok sık yapıyoruz. Zaman zaman çeşitli gözlem noktalarından, zaman zaman internette yer alan spotting videolarından, hatta zaman zaman Flightradar24.com‘dan sanal olarak uçakları seyrediyoruz biz! Okumaya devam et “İstanbul’da uçak seyretmek ve spotting üzerine…”

Yeşilköy Havacılık Müzesi’nin Özel Uçakları

Yeşilköy Havacılık Müzesi, daha doğrusu Yeşilköy’de bulunan Hava Kuvvetleri Müzesi, bünyesinde birçok uçağa ev sahipliği yapıyor. Tabii ki bu uçakların hepsi çok özel. Ama benim için bazıları daha özel…

Her uçak ayrı özeldir. Her modelin, her tasarımın ayrı bir hikayesi, ayrı bir özelliği vardır. Yeşilköy’de bulunan havacılık müzesindeki uçaklarında hepsi çok özel. Müzenin iç kısmında yer alan koleksiyonlardan tutunda, dışarıda sergilenen uçakların hepsi paha biçilemez nitelikte. Fakat, dijital çağdayız ve ne yazık ki zamanımız kısıtlı. Bu yüzden biraz seçici davranmak zorundayım…

Aşağıda yer alan videoda, Yeşilköy Havacılık Müzesi’nde yer alan özel uçaklardan bazıları ile ilgili dilim döndüğünce bir şeyler anlattım.

İyi seyirler…

Dünyaya Rezil Oluyoruz!

istanbul-karakoy-tramvay

Yabancı turistlerin yoğun olarak kullandığı Bağcılar-Kabataş arasındaki tramvay haddinden fazla kalabalık.

İstanbul’un rezalet bir toplu ulaşım sistemine sahip olduğu su götürmez bir gerçek. Metrobüs olarak adlandırdığımız garip sistemin hali zaten içler acısı. Dünya metropolü olma iddiasındaki şehirde hala binlerce dolmuş var. Üstelik fiyat tarifesi de son derece acımasız. Verdiğimiz ücret, aldığımız hizmetin hızı, konforu ve genel durumu için çok yüksek.

Her neyse…

Bunlar zaten ortalama bir İstanbullunun günlük sıradan konuşmaları arasında hep yer bulan muhabbetler. Benim dikkat çekmeye çalıştığım nokta başka.

İstanbul’a ziyarete gelen turistler Aksaray’dan başlayıp Beşiktaş’a kadar uzanan bölgede yoğunlaşıyor. Bu bölgenin ulaşımını sırtlanan araç ise Bağcılar-Kabataş hafif raylı sistemi. Ancak bu hafif raylı sistemin hali içler açısı.

Her gün binlerce yabancı turist tarafından kullanılan Bağcılar-Kabataş hattı, seyrek seferler yüzünden tıklım tıklım. Gün içinde ara duraklardan tramvaya binmek neredeyse imkansız hale gelebiliyor. İçeride insanlar adeta üst üste ve inmek de, binmek de çok büyük bir mesele halini alıyor. Bu kargaşada birde “boşluklara doğru ilerleyebilir miyiz” yakarışları yükseliyor.

Karaköy durağı, yani son duraktan birkaç durak öncesi. Yani bu iyi hali...
Karaköy durağı, yani son duraktan birkaç durak öncesi. Yani bu iyi hali…

İstanbul gibi büyüleyici bir şehre yakışan bu mudur?

En azından bu hat için küçük hesaplar bir kenara bırakılsa da sefer sayıları arttırılsa mesela? Onca insan balık istifi yolculuk etmese? Hiç değilse bu hattın karı maksimum olmayıverse? Çok mu zor?

Bağcılar-Kabataş arasındaki raylı sistemi kullanırken turistlerle göz göze gelin. Önce şaşkın, sonra alaycı bir ifade göreceksiniz yüzlerinde.

Dünyaya rezil oluyoruz!

Ulucanlar Cezaevi’ni Ziyaret

Ulucanlar Cezaevi Müzesi’ni tek başınıza gezmek, ölmeden önce yapacağınız şeylerden bir tanesi olsun…

Kerem Gök / keremmgokk@gmail.com

Ankara’ya gelmeden önce hazırladığım listenin en başlarında Ulucanlar Cezaevi Müzesi’ni gezmek vardı. Geçtiğimiz Cuma günü oradaydım…

Türkiye’nin çalkantılı siyasi tarihinde birçok ünlü ismin yolu Ulucanlar Cezaevi’nden geçmiştir. Başta Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan olmak üzere yakın Türkiye tarihine damga vuran idamlardan bazılarının infazı Ulucanlar Cezaevi’nin avlusundaki kavak ağacının altında gerçekleştirilmiştir. Son olarak 1999 yılında çıkan bir isyan ile adını bir kez daha tarihe yazdıran Ulucanlar onlarca kişiye mezar olmuş ve başta darbe dönemleri olmak üzere, daima acımasız işkenceler, kötü koşullar, insanlık dışı bir ortam ile anılmıştır.

Özet olarak Ulucanlar Cezaevi bu yüzden özeldir ve bir dönem işlenen insanlık suçlarını göz önüne sermek için 2010 yılında müzeye çevrilmiştir.

Soğuk bir Ankara gününde mutlaka burayı ziyaret etmenizi öneriyorum. Tek başınıza olmanızda, atmosferi hissedebilmeniz açısından ayrıca önemli.

Ulucanlar Cezaevi Müzesi'ni gezmeye böyle bir koridordan geçerek başlıyorsunuz.
Ulucanlar Cezaevi Müzesi’ni gezmeye böyle bir koridordan geçerek başlıyorsunuz.

Girişte böyle uzun, karanlık ve soğuk bir koridorla karşılaşıyorsunuz. Daha o anda ortamın gerilimine kapıldığınızı fark edeceksiniz. Hangi psikoloji ile oraya girdiğiniz fark etmez. Koridorun sonunda kendinizi çok kötü hissedeceğinizi garanti ediyorum.

Meşhur "Hilton" koğuşu...
Meşhur “Hilton” koğuşları…

Koridoru çıktıktan sonra 9 ve 10. koğuşları göreceksiniz. “Hilton Koğuşları” ya da “Ankara Hilton” olarak da anılan iki koğuşun bu lakabı almasındaki sebep Ankara manzaralı olmalarıdır. Başta Bülent Ecevit, Necip Fazıl Kısakürek, Nazım Hikmet gibi bir çok ünlü isim bu koğuşlarda kalmıştır.

Sözü edilen Ankara manzarası bundan ibaret...
Sözü edilen Ankara manzarası bundan ibaret…

Hem yurtiçinde hem yurt dışında iyi-kötü müze deneyimi olan biri olarak gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki o dönemin atmosferini hissettirmek adına oluşturulan işitsel tema fena sayılmaz. Odaların bulunduğu koridorda yankılanan seslerle bir an kalp atışlarımın kontrolsüzce hızlandığını fark ettim. Aşağıdaki video bunu çok iyi yansıtamamış ama yine de izleyince ne demek istediğimi bir nebze daha iyi anlarsınız diye umuyorum…

http://www.youtube.com/watch?v=WPK1IsKSrkM

Müzenin her yerindeki duvarlarda geçmişe dair birçok fotoğraf mevcut. Birçoğunu ilk kez göreceğinize eminim.

ulucanlar-3

Bir koğuş mutfağı, hemen arkasında da tuvalet ve banyo var. Şartlar içler acısı. Üstelik bu, müze için düzenlenmiş ve temizlenmiş hali…

ulucanlar-6

ulucanlar_kogus1

Bir koğuş görünümü, duvarlarda mahkumlardan kalan posterler afişler var. Fenerbahçe’den tutun yabancı film afişlerine kadar birçok materyal mevcut.

ulucanlar-8

Ama benim en çok ilgimi çeken bir dolabın üzerine iliştirilmiş şu fotoğraf oldu. İster algıda seçicilik deyin, ister başka bir şey. Ama çok ironik olduğu kesin…

ulucanlar_avludaki_agac

Denizler işte bu ağacın altında idam edildi…

ulucanlar_muze

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan’ın idam yaftaları başta olmak üzere birçok özel parça ve ünlü mahkumların kişisel eşyaları bu koğuşta sergileniyor. Hüseyin İnan’ın idamı ardından, önü kesilerek çıkarılan atleti aralarında beni en çok etkileyendi.

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan'a ait idam yaftaları.
Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan’a ait idam yaftaları.
Hüseyin İnan'ın atleti.
Hüseyin İnan’ın atleti.

ulucanlar_cezaevi_daragaci

Çıkışta böyle uğurluyor Ulucanlar sizi. Darağacının üzerinde bulunan Türkiye’de idam cezasının kaldırıldığı bilgisi sizin içinizi ne kadar rahatlatır bilmem ama beni hiç tatmin etmiyor. Bir Türk genci olarak Ulucanlar Cezaevi Müzesi’nden çıktığım zaman “oh be, ne bedeller ödenmiş burada ve artık o günler geride kaldı” diyebilmeyi çok isterdim. Ama hala “düşünmek” o kadar da masum bir şey olarak görünmüyor. Otoritenin görüşünü benimsememek, muhalif olmak bugün ne kadar serbest bu ülke de? Benim içim pek rahat değil…

Yedikule Zindanları

Sizi, belki de İstanbul’un en büyülü mekanına götürüyorum. Burası eski bir zindan ve ölümün, acının sesini hala duyabiliyorsunuz!

Yedikule Zindanları, isminin aksine aslında bir zindan olarak inşa edilmemiştir. Bizans’a gelen önemli konukların ihtişamlı bir şekilde karşılanabilinmesi amacıyla “Porta Aurea” (Altın Kapı) olarak adlandırılan yerden giriş yaptıkları bir yerdir. Tarihi M.S 390 yılına kadar uzanan bu kapı, ihtişamlı karşılamalar için dönemin Bizans İmparatoru Theodosius tarafından inşa ettirilmiştir. Theodosius’dan sonra tahta geçen oğlu da dört tane gözlem kulesinden oluşan bir kaleyi bu kapı ile birleştirmiştir. Okumaya devam et “Yedikule Zindanları”

Eski İstanbul’u Koklamak; Ayrancı Sokağı

Yaklaşık 180 yıllık bir geçmişe sahip bu sokağı, yakın bir arkadaşım ile soğuk bir kış günü ziyaret etmiştik. Saraçhane’den Taksim’ doğru uzanan caddeden Unkapanı’na kadar geldik. Cadde üzerindeki IMC çarşısının önünde bir yere aracımızı park ettik. Oradan daldık Süleymaniye’ye… Tarihi semtlerde sadece yürümek bile o kadar keyifli ki, başka hiçbir şey yapmasanız da olur.

ayranci_sokagi_harita

Telefonumun GPS’inden yardım alarak Ayrancı Sokağı’na ulaştık. Sahiden iyi restore edilmiş ve tarihi temaya sonuna kadar sadık kalınmış. Ama işin büyüsünü bozan bir şey var; otomobiller! Caddenin girişine konulacak iki ufak bariyerle bu sorunun önüne geçilebilirmiş halbuki. O tarihi dokunun içinde bir minibüs, bir otomobil görmek açıkçası beni atmosferden uzaklaştırmaya yetti.

ayranci_sokagi_2

Bu tarihi sokak 1998 yılında Fazıl Bilginoğlu tarafından restore edilmiş. Sokakta Haliç isimli bir cafe de mevcut ama gittiğimiz gün ne yazık ki kapalıydı. Cafe Haliç’in ön tarafına dolaştığımızda muhteşem bir manzarası olduğunu gördük. Umarım, ilk fırsatta tekrar bu tarihi sokağı ve Cafe Haliç’i ziyaret ederiz. Siz de eski İstanbul’u koklamak için farklı arayışlar içindeyseniz, Ayrancı Sokağı’nı görmenizi öneririm…

cafe_halic_ayranci_sokagi

halic_manzara