İkinci Bahar Dizisinden Neler Öğrendik?

İnsan her zaman geçmişi özlüyor. Çünkü, geçmişten geriye sadece güzel anılar kalıyor…

Ne zaman çocukluğumu özlesem, o günlere dönmek istesem güçlü bir argüman buluyorum kendime. Kimi zaman, o yıllarda aldığım ve hala sakladığım dergilere sarılıyorum, kimi zaman dönem müziklerine, kimi zaman da dizilere…

Haftanın hangi günü yayınlanırdı hatırlamıyorum, salonun hangi koltuğuna uzanıp izlerdim hatırlamıyorum, o dönem Türkiye’nin gündeminde ne vardı onu da hatırlamıyorum. Sadece çocuktum ve çok mutluydum, onu hatırlıyorum.

Şimdinin yozlaşmış, bir anlam taşımayan, asla doğru şeyler hissettirmeyen televizyon yapımlarına şöyle bir bakıyorum da, eğer çocukluğunuzda İkinci Bahar’ın yeni bölümünü iple çektiyseniz, çok güzel bir dönem de çocuk olmuşsunuz.

Yeni nesil çok şanssız, onlar için üzülüyorum. Onlar o ekranlara sadece bakıp beyin uyuşturuyorlar. Oysa biz İkinci Bahar’ı izlerken ne güzel şeyler hissettik, ne güzel şeyler öğrendik!

Mesela;

Sevdiklerin uğruna vazgeçebilmeyi…

Ulaş ve en yakın arkadaşı Ömer, İstanbul’un varoşlarında büyümüş umutsuz gençlerdir. Umutsuz derken, hayata dair en büyük umutları ve hayalleri Amerika’ya gitmektir. Varoşun umutsuz gençleri, tam olarak bir klişe haline gelmiş Amerikan rüyasını görmektedirler. Bu rüya ilk etapta bu iki çulsuz için imkansız olsa da, sonradan hayatlarına zengin ama kopuk bir hayat yaşayan arkadaşları sayesinde mümkün olur. Her şey ayarlanır, geriye sadece gitmek kalır. Ömer ve zengin kız gemiye biner fakat Ulaş onları uğurlayan rolündedir! Çünkü artık gerçek bir ailesi vardır ve onlardan vazgeçemez…

Tutkuyu…

Secaattin ailesi, iş arkadaşları ve Samatya esnafı tarafından hiç sevilmeyen bir zabıta memurudur. Konuşması, hareketleri ve genel tavrı ile son derece iticidir. Tek seveni varsa o da heralde ablasıdır. Bir ticari kuruluşa (Vakkas’ın lokantası) ortak olduğu ortaya çıkınca işinden olur, zabıtalık görevine son verilir, üniformasını teslim eder. Bu durum, anlaşılamaz şekilde canını sıkar. Neden mi?

Mücade etmeyi…

Ali Haydar’ın dükkanının sahibi Neriman Hanım, hayatlarına giren Hanım’ın (Türkan Şoray) varlığından son derece rahatsızdır. Kıskançlık krizleri, onlara zarar verme dürtüsüne dönüşünce Ali Haydar’ın ezeli rakibi Vakkas ile kafa kafaya verir ve Ali Haydar’ı dükkanından eder. Peki, Ali Haydar ne yapar? Sanatını sokakta konuşturmaya devam eder, mücadeleyi asla bırakmaz…

Aşkı…

Timothy, bir şekilde Ali Haydar’ın dükkanında çalışmaya başlamış ve ailenin hayatına giren bir Amerikalıydı. Gülsüm ise, üniversiteli bir genç kız. Gülsüm, üniversitede tanıştığı zengin bir erkekten hamile kalır. Sonrası bilinen hikaye işte, Gülsüm karnında çocuğu ile ortada bırakılır. Tüm aile, Gülsüm’ün bebeğini babasız dünyaya getirecek olmasının, bebek için ileride büyük sorun olacağını düşünür ve çareyi Timothy ile Gülsüm arasında sembolik nikah yapılmasında bulur. Annesi bir hippi olan, haliyle babasını tanımadan büyüyen Timothy de bu teklifi kabul eder. Oyun çok basittir, çocuk doğacak, Timothy resmi olarak çocuğun babası olacak, daha sonra boşanıp herkes yoluna bakacak. Fakat geçen oyun devam ederken geçen süreçte işin rengi değişir…

Ve daha aklıma nice güzel şeyi öğrendik, hem de bir diziden.

Bize öğrettiğin tüm güzel şeyler için sonsuz teşekkürler İkinci Bahar. Selam olsun dünyanın güzel olduğu son yıllara…

BONUS 1

Dizi oyuncularından Yasemin Conka’nın arşivinden geliyor. O meşhur merdivenlere dizilen kadro, son kez hep beraber İkinci Bahar’ı söylüyor. Gözyaşlarını tutamayanlara dikkat…

KEREM GÖK STORE AÇILDI! BENCE BİR GÖZ ATIN...

"TÜRK SİVİL HAVACILIK TARİHİNE DAMGASINI VURAN UÇAK KAZALARI"