Onlarda & Bizde

Son dönemin popüler Vine senaryolarının başında bu karşılaştırma kurgusu geliyor. İnci Sözlük kültürünün bir parçası olan capslerde de bu ikilem sık sık kullanılıyor. Hal böyle olunca ben de kullanayım dedim. Sizi çok sıkmadan, çok uzatmadan küçük bir “onlarda&bizde” karşılaştırması yapacağım.

Sene 2012, mevsimlerden yaz, yer Grand Hyatt Oteli. Honda CRZ modelinin Türkiye lansmanı yapılıyordu. Lansman bittikten sonra, otelin önünde beni almak için gelecek aracı beklemeye başladım. Araç gecikti, derken ortalıkta ben hariç hiç gazeteci kalmadı. Herkesi uğurladıktan sonra, Honda Türkiye’nin en tepesindeki isim otelin çıkışında göründü. Japon yönetici, önce bana selamını verdi, daha sonra kapıya yanaşan gri renkli bir Honda Civic Hybrid olan “makam” aracına (birilerinin kapısını açmasını beklemeden) bindi ve uzaklaştı. Evet, Honda’nın Türkiye’de bulunan en yetkili ismiydi. Evet, yarım saat önce yapılan lansmanda yeni modeli tanıyordu. Evet, ne kocaman bir egodan ne de komplekslerden eser yoktu.

Geçiyorum, daha yakın zamana. Uluslararası çapta yürütülen bir etkinliğe ucundan kulağından bir şekilde bulaştım. Dünyanın birçok yerinden GSM şirketlerinin üst düzey yöneticileri İstanbul’da toplanmış, çeşitli eğitimler alıyor ve workshoplar düzenliyorlardı. Bir kahve molası sırasında bu üst düzey yöneticilerden biri, etrafına 5-6 kişiyi almış ve ayakta, çember şeklinde bir sohbet ortamı kurmuştu. Derken abimiz elindeki kahve kupasını elinden düşürdü. Aman Allah’ım, o ne mahcubiyet! Herkesten tek tek özür diledi. Eline peçeteyi aldı, önce ayakkabısını sildi. Sonra çöktü iki dizinin üzerine, elindeki peçeteler ile yeri silmeye başladı. Daha sonra yanına gidip biraz sohbet edecektim kendisiyle, sırf bu davranışıyla bende böyle bir istek uyanmıştı, kısmet olmadı. Bu yüzden ülkesini ve şirketini bilmiyorum. Ama şunu çok iyi biliyorum ki üst düzey bir yöneticiydi. Evet, insanların arasında döktüğü kahveyi yere eğilip silmek onun için aşağılık bir hareket niteliğinde değildi. Evet, dökülen o kahveyi temizlemekle görevli insan ile aralarında herhangi bir üstünlük farkı olmadığının farkındaydı.

Geçiyoruz bize…

“Biz” bölümünde aslında çok dikkat çeken birisi var. Bir profesör, bir tarihçi, yanında “çok cahil” hissettiğimiz birisi. Yukarıda bahsettiğim insanların ismini paylaşmadım, o nedenle burada da isim paylaşmayacağım. Olayı kişiselleştirmeye gerek yok, anlayan zaten anlamıştır, anlayanda boş versin.

Zatı muhterem ile birkaç gün önce karşılaştım. Bir kongrede konuşma yapacaktı ve kongre başlamadan önce salona gelmişti. Detayları atlıyorum, anlatacağım yere geliyorum. Hocamız, etrafını saran dalkavuklarından bir fincan çay istemiş. Bir arkadaşım kitabını imzalattığı sırada hocamızın çayı geldi. Çok kıymetli hocamız çayını aldı, çayın kenarında duran küp şekeri aldı, kağıdını yırttı, şekeri çaya, kağıdı da yere attı.

Çok mu abartıyorum?

Olsun ben abartayım. İnsanların bu kadar duyarsız olması, hele ki bu kadar büyük bir profesörün, o çöpü öylece yere atması bana normal gelmesin.

Onlarda, elindeki kahveyi yanlışlıkla döken yönetici iki dizinin üzerinde yeri silerken, bizde profesör dediğimiz adamın elindeki çöpü kongre salonunda yere atması bana normal gelmesin.

KEREM GÖK STORE AÇILDI! BENCE BİR GÖZ ATIN...

"TÜRK SİVİL HAVACILIK TARİHİNE DAMGASINI VURAN UÇAK KAZALARI"