İstanbul Airshow’a gidecekler için birkaç öneri

-Fuar alanı ilk günden fazlasıyla kalabalıktı. Hafta sonu, özellikle de Pazar günü çok daha kalabalık olacağı aşikar. Yoğunluğa hazırlıklı olun.

-Otopark alanları çok kısıtlı. Bu nedenle muhtemelen aracınızı park edecek yer bulamayacaksınız. Size önerim kesinlikle arabasız gelmeniz. Sefaköy ya da Beşyol metrobüs duraklarından 10-15 dakika yürüyerek fuar alanına ulaşmanız mümkün.

-Fuar alanında su, kahve, yemek gibi şeyler çok pahalı. Bu fuarlarda alışık olunan bir durumdur ama bu fuarda diğerlerine göre bile daha pahalı. O nedenle içeride acıkmayacak şekilde gelin, suyunuzu dışarıdan getirin ve kahve içmeyin!

-Embraer, Gulfstream, Bombardier, Dassault gibi özel jetlerini sergileyen markaların büyük bir kısmında görevliler ve pilotlar yabancı. Eğer İngilizce biliyorsanız istediğinizi sorabilirsiniz ve pilotlarla uzun uzun sohbet edebilirsiniz. Bu konuda çok sıcak kanlı ve davetkarlar.

-Yaş sınırına dikkat! Güvenlik nedenleri ile ilk 3 gün fuar yalnızca 16 yaşından büyük ziyaretçilere açık olacak. Halk günü olan 28 Eylül Pazar günü ise büyükleri ile birlikte gelmeleri koşuluyla 12 yaşın üzerindeki meraklılar da İstanbul Airshow’u ziyaret edebilecekler.

-Mankenlerle fotoğraf çektirmeyin. Bu bir havacılık fuarıdır!

İstanbul Airshow 2014 Bugün Başladı!

istanbul_airshow_2014

Bu sene 10’uncusu düzenlenen ve ilk kez “İstanbul Airshow” adını alan fuar bugün başladı. Fuar Pazar günü saat 15:00’e kadar açık olacak.

istanbul_airshow_lutfhansa_748-8i

Bu sene, her zamankinden daha hareketli başlayan fuarın ilk büyük konukları Boeing 747-8 kardeşler idi. Azarbeycan merkezli Silkway’in Boeing 747-8F kargo uçağı ve Lufthansa’nın Boeing 747-8i yolcu uçağı yan yana ziyaretçileri selamladı. Sadece basının ve davetlilerin içini gezebildiği uçaklar ne yazık ki fuarın diğer günleri fuar alanında olmayacak.

silkway_airshow_747-8f

Fuarın dev konukları B748’lerin yanında Türk Hava Yolları renklerinde bir Airbus A330-300 ziyaretçilerini bekliyordu. Aynı zamanda Borajet’in Embraer ERJ 190 tipi uçağı da sergilenenler arasında idi.

istanbul_airshow_2014_hurkus

TAI tarafından üretilen eğitim uçağı Hürkuş, fuar sayesinde ilk kez İstanbul semaları ile buluştu. Fuarın açılışı itibari ile alçak geçiş yaparak ziyaretçilere keyifli anlar yaşatan eğitim uçağı fuar bitimine kadar sergilenecek.

Airbus A350 XWB bugün akşam üzeri İstanbul’a geldi. Yarın, yani fuarın ikinci günü sergilenecek olan yeni model üçüncü ve dördüncü gün olmayacak. Ağırlıklı olarak özel jetlerin sergilendiği fuar Pazar günü sona eriyor.

 

Mercedes-Benz’den “Geleceğin Tırı 2025”

Çok yakında, otoyollarda “otomatik pilot” ile yol alan tırlar göreceğiz!

Mercedes-Benz, “Geleceğin Tırı” olarak lanse ettiği yeni sistemlerinin testlerini gerçekleştirmeye başladı bile. Şu günlerde Magdeburg, Almanya’da bulunan A14 otoyolunda, gerçek trafik şartlarında “otoyol pilotu” olarak adlandırılan sistem test ediliyor.

Aracın radarı 70-250 metre aralığında bir tarama yapıyor ve araç sürücünün müdahalesine gerek kalmadan yolu takip edebiliyor. Otoyol pilotu devreye girdiğinde sürücü koltuğu geri çekiliyor ve 45 derece sağ tarafa dönüyor. Sürücü, araçla ilgili değişkenleri bir tablet aracılığı ile gözlemleyip otomatik sisteme yine tablet aracılığı ile müdahale edebiliyor. Manuel müdahale gereken durumlarda otomatik olarak sürücü koltuğu eski pozisyonunu alıyor ve kontrolleri şoföre bırakıyor.

18246080521560957658

Aracın ön kısmındaki aydınlatmalarda kontrolün kimde olduğu konusunda dışarıyı bilgilendiriyor. Otoyol pilotu devrede iken dış kısımda bulunan led aydınlatmalar mavi oluyor. Manuel kullanımda ledlerin rengi beyaza dönüşüyor.

631918955429420676

Mercedes-Benz, testlerini gerçekleştirdiği bu yeni sistemi 2025 yılında kullanıcıyla buluşturmayı planlıyor.

Çok değil, 10 yıl sonra “geleceğin tırı” yollarda olacak ve karada da “otomatik pilot” dönemi başlayacak…

BONUS (BİR DİĞER ONLARDA&BİZDE KARŞILAŞTIRMASI)

Aslına bakarsanız biz çoktan “otoyol pilotunu” keşfetmiş durumdayız. Ama inanın Almanların hayal ettikleri böyle bir şey değil!

Yeni Panamera’nın Ayak Sesleri

Hem dünyada hem de Türkiye pazarında ciddi satış rakamlarına ulaşan Porsche Panamera, ikinci jenerasyonu ile kullanıcıya sunulacak. 2016 ya da 2017’de piyasaya sunulması beklenen yeni Panamera’nın ilk “casus” fotoğrafları ise internette dolaşmaya başladı.

Stratejik tasarım detaylarının gizlenmesi için otomobilin birçok bölgesi kamuflaj ile kapatılmış. Ancak genel hatları ile ikinci nesil Panamera’nın, ilk neslin tasarım çizgisine sadık kaldığı görülüyor. Ana hatları ile radikal bir değişime uğramayacak gibi görünen yeni modelin, daha küçük detaylar ile fark yaratacağı aşikar.

panamera_konsept
Panamera Sport Turismo Konsept

Öte yandan kulislerde konuşulan bir diğer ihtimal ise yeni Panamera’nın, 2012 yılında Paris’te tanıtılan Panamera Sport Turismo konsepti ile çok benzer bir görünüşe sahip olacağı. Konsept modelin tanıtımında çekilen fotoğraflar ile casus fotoğraflar karşılaştırıldığında bu ihtimal hiç de uzak gelmiyor…

Panamera Sport Turismo Konsept
Panamera Sport Turismo Konsept

Yeni Panamera’nın teknik detayları ile ilgili ise neredeyse bilinen hiç bir şey yok. Şimdilik sadece, geçerli modele göre yaklaşık 90 kilogram daha hafif olacağı tahmin ediliyor. Yeni Porsche Panamera’nın, 2016 yılının ikinci yarısında ya da 2017 yılında yollarda olması planlanıyor.

Kaynak: Worldcarfans

34 yıl sonra bulunan uçak enkazı

Tarih 18 Aralık 1977…

İsviçre merkezli SATA’nın (SA de Transport Aérien) 730 sefer sayılı uçuşu normal başlamıştı.

Caravelle tipi uçak, Cenevre aktarmalı Zürih-Madeira Adası seferini gerçekleştirmek üzere havalanmıştı. Madeira Adası, Kanarya Adaları’nın kuzeyinde bulunan, Portekize bağlı bir tatil cennetiydi. Turistlerden oluşan 52 yolcu ve 5 mürettebat ilk durakları Cenevre’ye kadar sorunsuz bir yolculuk geçirmişti. Ancak, Cenevre’den ayrılmadan önce uçakta bir sorun olduğu tespit edildi. Hidrolik pompasının gözden geçirilmesi gerekiyordu. Bu nedenle uçağın Cenevre’den Madeira Adası’na ulaşmak için havalanması gecikmişti. Saat 14:30’da Cenevre’ye inen uçak ancak 16:26’da havalanabildi.

Uçağın kokpitindeki her iki pilotta kaptan rütbesine sahipti. Kaptanlığa yeni yükselmiş olan pilot sol koltukta oturuyordu ve uçağın kontrolleri ondaydı. Daha tecrübeli kaptan ise sağ koltuktaydı. Saat 20:00 sularında 730 sefer sayılı uçuşun nihai varış noktası olan Madeira Havalimanı yaklaşma frekansı ile bağlantı kurulmuştu. Bundan sonra iniş için son talimatlar ve güncel meteorolojik bilgiler alınıp iniş tamamlanacaktı.

Madeira Havalimanı, otoriteler tarafından en tehlikeli havalimanlarından biri olarak işaret edilmiştir. 730 sefer sayılı uçuş da, inişlerin çok zor manevralar gerektirdiği bu meydanın 06 konumlu pistine inmeye hazırlanıyordu. Önce “downwing leg” olarak adlandırılan paterni tamamlayan uçak, sonrasında “base leg” olarak adlanrılan dönüşü yaparak 06 pistine iniş yapacaktı.

Madeira Havalimanı, dünyanın en tehlikeli meydanlarından biri olarak işaret ediliyor.
Madeira Havalimanı, dünyanın en tehlikeli meydanlarından biri olarak işaret ediliyor.

730 sefer sayılı uçuş inişe yaklaştıkça hava koşulları kötüye gidiyordu. Son evrede pist görüşünü engelleyecek boyutta sis başlamıştı. Pilotlar çok zorlu bir meydana, çok zorlu hava koşullarında inmek için mücadele ediyorlardı. Yaklaşmanın en başında uçak 720 feet irtifanın altına inmişti. Pisti karşılamadan önceki son dönüş sırasında 200 feet irtifanın altında seyreden uçak, piste ulaşamadan okyanusa düştü.

Uçakta 52 yolcu ve 5 mürettebat bulunuyordu. Kaza sonucu 35 yolcu ve 1 mürettebat hayatını kaybetti. Uçak iniş için yaklaştığı sırada suyla temas ettiği için hızı düşüktü. Bu durum 17 yolcu ve ikisi pilot olmak üzere 4 mürettebatın kazadan sağ kurtulmasını sağladı. Kurtulanlar kısa zaman içersinde ada sakinlerinin yardımı ile karaya ulaştırıldı. Enkaz ise öylece suya gömülmüştü.

Aradan 34 yıl geçti.

2011 yılının Ekim ayında, Portekizli dalgıçlar 110 metre derinlikte yatan enkaza ulaşmayı başardı. Adanın Funchal isimli yerleşim biriminin açıklarında bulunan enkaz başarıyla görüntülendi. İki parçaya ayrılan uçak, büyük oranda yapısal bütünlüğünü korumuştu.

Konuyla ilgili BBC haberi için tıklayınız.

Okyanusların sakladığı sırlar, hayal gücümüzün sınırlarını zorlayacak cinsten. Keşfedilmemiş canlı türleri, yaşam formları ve daha nice bilinmez, insanoğlunun keşfetme savaşında ki uzun soluklu bir mücadelenin işaretçisi olarak ortaya çıkıyor.

Bir de okyanusların bizden aldıkları var. Halen binlerce uçak ve gemi enkazı derin sularda, büyük sırları ile beklemekte.

Malezya Havayolları’nın kayıp uçağını da okyanuslar saklıyor olabilir mi?

Onlarda & Bizde

Son dönemin popüler Vine senaryolarının başında bu karşılaştırma kurgusu geliyor. İnci Sözlük kültürünün bir parçası olan capslerde de bu ikilem sık sık kullanılıyor. Hal böyle olunca ben de kullanayım dedim. Sizi çok sıkmadan, çok uzatmadan küçük bir “onlarda&bizde” karşılaştırması yapacağım.

Sene 2012, mevsimlerden yaz, yer Grand Hyatt Oteli. Honda CRZ modelinin Türkiye lansmanı yapılıyordu. Lansman bittikten sonra, otelin önünde beni almak için gelecek aracı beklemeye başladım. Araç gecikti, derken ortalıkta ben hariç hiç gazeteci kalmadı. Herkesi uğurladıktan sonra, Honda Türkiye’nin en tepesindeki isim otelin çıkışında göründü. Japon yönetici, önce bana selamını verdi, daha sonra kapıya yanaşan gri renkli bir Honda Civic Hybrid olan “makam” aracına (birilerinin kapısını açmasını beklemeden) bindi ve uzaklaştı. Evet, Honda’nın Türkiye’de bulunan en yetkili ismiydi. Evet, yarım saat önce yapılan lansmanda yeni modeli tanıyordu. Evet, ne kocaman bir egodan ne de komplekslerden eser yoktu.

Geçiyorum, daha yakın zamana. Uluslararası çapta yürütülen bir etkinliğe ucundan kulağından bir şekilde bulaştım. Dünyanın birçok yerinden GSM şirketlerinin üst düzey yöneticileri İstanbul’da toplanmış, çeşitli eğitimler alıyor ve workshoplar düzenliyorlardı. Bir kahve molası sırasında bu üst düzey yöneticilerden biri, etrafına 5-6 kişiyi almış ve ayakta, çember şeklinde bir sohbet ortamı kurmuştu. Derken abimiz elindeki kahve kupasını elinden düşürdü. Aman Allah’ım, o ne mahcubiyet! Herkesten tek tek özür diledi. Eline peçeteyi aldı, önce ayakkabısını sildi. Sonra çöktü iki dizinin üzerine, elindeki peçeteler ile yeri silmeye başladı. Daha sonra yanına gidip biraz sohbet edecektim kendisiyle, sırf bu davranışıyla bende böyle bir istek uyanmıştı, kısmet olmadı. Bu yüzden ülkesini ve şirketini bilmiyorum. Ama şunu çok iyi biliyorum ki üst düzey bir yöneticiydi. Evet, insanların arasında döktüğü kahveyi yere eğilip silmek onun için aşağılık bir hareket niteliğinde değildi. Evet, dökülen o kahveyi temizlemekle görevli insan ile aralarında herhangi bir üstünlük farkı olmadığının farkındaydı.

Geçiyoruz bize…

“Biz” bölümünde aslında çok dikkat çeken birisi var. Bir profesör, bir tarihçi, yanında “çok cahil” hissettiğimiz birisi. Yukarıda bahsettiğim insanların ismini paylaşmadım, o nedenle burada da isim paylaşmayacağım. Olayı kişiselleştirmeye gerek yok, anlayan zaten anlamıştır, anlayanda boş versin.

Zatı muhterem ile birkaç gün önce karşılaştım. Bir kongrede konuşma yapacaktı ve kongre başlamadan önce salona gelmişti. Detayları atlıyorum, anlatacağım yere geliyorum. Hocamız, etrafını saran dalkavuklarından bir fincan çay istemiş. Bir arkadaşım kitabını imzalattığı sırada hocamızın çayı geldi. Çok kıymetli hocamız çayını aldı, çayın kenarında duran küp şekeri aldı, kağıdını yırttı, şekeri çaya, kağıdı da yere attı.

Çok mu abartıyorum?

Olsun ben abartayım. İnsanların bu kadar duyarsız olması, hele ki bu kadar büyük bir profesörün, o çöpü öylece yere atması bana normal gelmesin.

Onlarda, elindeki kahveyi yanlışlıkla döken yönetici iki dizinin üzerinde yeri silerken, bizde profesör dediğimiz adamın elindeki çöpü kongre salonunda yere atması bana normal gelmesin.

Concorde 001’in Çok Özel Fotoğrafları

Öncelikle, Concorde nedir, nasıl bir şeydir? Hikayesine göz atmak isteyenleri şöyle alalım.

Bu fotoğraflardan bazıları internet dünyasının derin-kuytu köşelerinde mevcut. Ama eminim ki bir çoğunu ilk kez burada görmüş olacaksınız. Fotoğrafların kaynağı, müzede sergilenen Concorde 001, yani prototip Concorde’nin kabini. Koltuk olmayan kabin boyunca sağlı sollu fotoğraflar sergileniyor. Ne diyelim, iyi seyirler…

concorde_001_kabin

Concorde 001'in, 42 numaralı bölümünün montajı yapılırken.
Concorde 001’in, 42 numaralı bölümünün montajı yapılırken.
2 Mart 1969, Concorde ilk uçuşunu gerçekleştiriyor.
2 Mart 1969, Concorde ilk uçuşunu gerçekleştiriyor.
Concorde 001 Toulouse tesislerinde titreşim testinden geçiyor.
Concorde 001 Toulouse tesislerinde titreşim testinden geçiyor.
1 Ekim 1969
1 Ekim 1969
Concorde'nin ilk uçuşunu gerçekleştiren ekip. Sırasıyla; H. PERRIER, J. GUIGNARD, A. TURCAT, M. RETIF
Concorde’nin ilk uçuşunu gerçekleştiren ekip. Sırasıyla; H. PERRIER, J. GUIGNARD, A. TURCAT, M. RETIF
Concorde 001
Concorde 001
Prototip Concorde, 255'i ses hızının üzerinde olmakla birlikte toplam 812 saat uçuş yapmıştır.
Prototip Concorde, 255’i ses hızının üzerinde olmakla birlikte toplam 812 saat uçuş yapmıştır.

Porsche’nin Sırları Açığa Çıkıyor!

Porsche, SUV segmentinde çok ses getiren modeli Cayenne’yi 2002 yılında piyasaya sürdüğünde herkes çok şaşırmıştı. Spor otomobiller ile ün yapmış bir marka, nasıl olur da bir “jip” üretirdi?

Cayenne modeli her ne kadar bir SUV olsa da, motor seçenekleri ve sürüş dinamikleri açısından hiçte hantal sayılmayacak bir modeldi. Hatta bazı Porsche fanları tarafından fazlasıyla sevildi ve piyasaya çıktıktan kısa süre sonra herkes onu bağrına bastı, kimse ona üvey Porsche muamelesi yapmadı.

Ama Porsche fanatiklerinin gerçekleşmesinden korktuğu bir ihtimal daha vardı; DİZEL PORSCHE!

Cayenne piyasaya çıktıktan sonra bir basın toplantısında Porsche yetkililerine dizel motorlu Porsche üretip üretmeyecekleri ile ilgili bir soru sorulmuştu. Porsche yetkilileri kendilerinden emin bir şekilde “hayat 5000 devirden sonra başlar” gibilerinden bir cevapla karşılık vermişti. Nitekim, SUV pazarı dizel motorlu modeller ile coşarken (X5, Q7, Range Rover Vogue ve Sport) Cayenne’nin ilk nesli ve onun makyajlı versiyonu asla dizel motor ile üretilmedi.

Ancak 2009 yılının başlarında Porsche fanlarının korktuğu başına geldi. Yenilenen Cayenne modeli, 3 litrelik dizel motor seçeneğini de barındırıyordu. Çok geçmeden, 2010 yılında sedan Panamera modeli piyasaya çıktı. 2011 yılında Panamera’da dizel motor ile üretilmeye başlandı. 2 sene içinde, Porsche logosu taşıyan iki adet dizel motorlu model ortaya çıkıvermişti.

Neyse çok uzattım. Şuraya geleceğim onun için debeleniyorum; aslında Porsche niyeti çok önceden bozmuş sayın Porsche tutkunları.

Porsche 989 prototipi
Porsche 989 prototipi

1988 yılında sedan bir Porsche modelinin hayali kurulmaya başlanmış. Panamera modelinin tohumları ta o yıllarda atılmış. Porsche 989 olarak adlandırılan model, sadece prototip olarak 1 adet üretilmiş. Seri üretime geçmesi halinde şimdiler çok popüler olan yeni bir segmenti (performans-sedan) o yıllarda ortaya çıkaracak olan Porsche 989, V8 bir güç ünitesi ile en az 300 beygir güce sahip olacaktı. Riskli bulunan ve rafa kaldırılan 989 projesinden sonra prototip otomobilin fotoğrafları yıllar sonra basına sızdı. Şu an internette dolaşan çok az sayıda Porsche 989 fotoğrafı var. Ama umuyorum ki yarından itibaren bu sayı artacak.

Fotoğraf yabancı forumlardan birinde paylaşılmış. Büyük gizlilikle saklanan prototip modellerin nadir fotoğraflarından biri. Umuyorum ki yakın zamanda daha çok Porsche 989 fotoğrafı göreceğiz.
Fotoğraf yabancı forumlardan birinde paylaşılmış. Büyük gizlilikle saklanan prototip modellerin nadir fotoğraflarından biri. Umuyorum ki yakın zamanda daha çok Porsche 989 fotoğrafı göreceğiz.

17 Eylül 2014 – 11 Ocak 2015 tarihleri arasında, Stuttgart’a bulunan Porsche Müzesinde çok özel bir etkinlik gerçekleştirilecek. “Project: Secret!” isimli etkinlikte Porsche, bazı prototip modellerini sergileyecek. Boxster modelinin atası sayılabilecek Porsche 984’ün prototipi, 924 modelinin prototipi, 995 modelinin prototipi ve tabii ki 989 modelinin prototipi ziyaretçiler ile buluşacak. Umuyorum ki, Porsche’nin bu gizli kalmış dünyası ile ilgili birçok yeni fotoğrafa kavuşmuş oluruz.

Porsche 984 prototipi
Porsche 984 prototipi

Türkiye’nin En “Özel” Arabası

Araba yazdım af buyurun. Normal şartlar altında otomotiv gazeteciliğinde yeri olmayan ve sevilmeyen bir kelimedir bu. “Araba” diye bir şey yoktur, “otomobil” vardır! Bunu yıllar önce öğrenmiştim. Ama geçmişe bir atıfta bulunmak için böyle yazmak durumunda kaldım.

Yıllar öncesiydi, Modifiyem.com’un en hareketli zamanlarındaydık. Çok güzel günlerdi vesselam, Türkiye’de otomobilden bahsetmenin tadından yenmediği zamanlardı. Bilenler bilir belki, “Türkiye’nin en ‘özel’ arabası” diye bir başlık vardı. Binlerce sayfa post atılmış, ne fotoğraflara yer verilmişti. 10 yıl öncesinden bahsediyorum tabii, şimdi ne Modifiyem kaldı, ne de o güzel topluluktan bir eser.ferrari_308_gtb_turkiye_2

Henüz 13-14 yaşındaydım ama en hararetli tartışmaların da içindeydim. Ferrari FXX’in altına takozları koyup “gel gel” yaparak köhne bir garajdan çıkartmalarını hep beraber ağzı açık izlemiştik. Sayfalarca Türkiye’de Ferrari Enzo var mı yok mu onu tartışmıştık. Ben olmadığını savunan ve asla ikna edilemeyenlerdendim. Hala da savunuyorum ki; Türkiye’de Ferrari Enzo yok. Olsa ben bilirdim…

Özel demek, illa ki son model ve çok pahalı demek anlamını taşımıyordu. Nice nadide klasikleri de görmüştük o başlık altında. Türkiye’nin en “özel” arabası hangisi? Hala kesin bir yargılaya varamadık bu konuda. Ama ben bugün en özellerinden bir tanesini gördüm.

ferrari_308_gtb_turkiye

Bir Ferrari 308 GTB’den bahsediyorum.

Yanılmıyorsam şu an Türkiye’de bir tane var. Yıllar önce bir de kırmızı 308 GTB vardı ama yanlış hatırlıyor da olabilirim. Çok büyük ihtimalle bu otomobil şu an Türkiye’de bir tane. Üstelik çok iyi kondisyonda. 36660 kilometrede, hem iç mekanda hem de dışarıda “sıfır” kondisyonunda desem herhalde abartmış olmam.

Ferrari 308 GTB, 1975-77 yılları arasında fiberglas şasi ile 1977-85 yılları arasında çelik şasi ile üretilmiş bir model. Fotoğraflarını gördüğünüz Türkiye’deki model 1976 model, yani fiberglas şasiye sahip. 2.9 litrelik, V8 bir güç ünitesine sahip olan 308 GTB, Amerikan versiyonunda 240 beygir, Avrupa versiyonunda 255 beygir güce sahip. Türkiye’deki model bir Amerikan versiyon.

ferrari_308_gtb_key_turkiye

Ey eski Club Modifiyem üyeleri, güzel insanlar! Şimdi size sesleniyorum. 10-12 sene önce tartışmaya başladığımız “Türkiye’nin en ‘özel’ arabası” tartışmasını devam ettiriyorum. Lütfen biriniz çıkıp bana “Türkiye’de Ferrari Enzo var” desin. O ortamı çok özlüyorum…