Ferrari F40 Karlı Dağ Yollarında!

Ferrari F40, otomobil dünyasının efsane klasikleri arasında. Ama gelin görün ki birileri pek kıymetini bilmiyor…

Garajınızda Ferrari F40 gibi nadide bir klasik barındırabilecek kadar zenginsiniz ve haliyle her zengin gibi bir kış tatili planlıyorsunuz. Farz edelim, F40 dışında bir otomobiliniz de yok. Yine de o güzelim Ferrari’yi karlı dağ yollarına sokar mısınız? Sanmıyorum, gerekirse gidip sırf o tatil için bir SUV satın alırsınız. Çünkü zenginsiniz!

Ferrari F40’ı karlı dağ yollarına sokan çılgın pek bizim gibi düşünmemiş. Eminim garajında bu iş uygun daha nice otomobil vardır. Yoksa bile satın alacak gücü vardır. Ama sanırım birazda medyatik olmak adına bu tatile Ferrari F40 ile çıkmak gibi bir çılgınlık yapmış.

Gördüğünüz gibi, bizim en büyük hayallerimiz nasıl bazen başkalarının elinin kiri olabiliyor.

Unutmadan; her çılgınca iş de olduğu bu işin bir tarafında da Red Bull ile bağlantı var. Ama Red Bull, henüz aşağıdaki video dışında konuya açıklık getirmek adına bir şey yapmamış. Sanırım bizim fazla gözümüzde büyüttüğümüz bu çalışma sonrasında Red Bull’a bu küçük viral video yetmiş.

Bu arada, çılgın sürücünün adını da analım: Takeshi Kimura.

Ferrari F40

Ferrari markasının 40. yılı için 1987 yılında ürettiği çok özel bir modeldir. Pininfarina tarafından tasarlanmıştır. Çift turbolu, 2,9 litre hacminde bir V8 motora sahiptir. Otomobilin arkasına konumlandırılmış güç ünitesi 478 beygir güç üretmektedir. 5 ileri manuel şanzımana sahip Ferrari F40, 0-100 kilometre hızlanmasını 4.1 saniyede tamamlamaktadır. Maksimum hızı ise saatte 320 kilometre. 1996 yılına kadar üretimi devam eden efsane model, toplamda 1311 adet üretilmiştir. Her otomobilin olduğu gibi bunun da yakıt tüketimini merak edenler mutlaka olacaktır; 100 kilometrede ortalama 18 litre…

Ferrari F40, hidrolik direksiyon, ABS, klima, radyo-ses sistemi gibi donanımlardan mahrum bırakılmıştır. Bunun amacı ise, onu gerçek manada caddelerde boy gösteren bir pist otomobili olarak tasarlamış olmasıdır.

Her ne kadar icimiz acıyarak izlesek de, ortaya çıkan görüntüler son derece güzel ve özgün olmuş. Red Bull’a ve F40 ile karlı yollarda harikalar yaratan Takeshi Kimura’ya sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz…

Ferrari’den inip metrobüse binmek…

Hiç bitmeyen, hiç bitmemesi gereken umutlar ve hayatın sürprizleri…

Başlıyorum;

İki-üç sene öncesine dönüyoruz. Eski iş yerimde sıradan bir günün sonuna yaklaşıyorduk. Bir Şubat günü, akşamüzeri saatleriydi. İş yerim Florya’da lüks otomobil satan bir galeriydi. Evimse yakın sayılabilecek Beylikdüzü’ndeydi (Beylikdüzü? Yakın??). Aslına bakarsanız işe genellikle arabamla geliyordum. Ama nedenini hatırlamıyorum o gün arabasız gelmiştim.

Saat 18:30 sularında bardaktan boşalırcasına bir yağmur başladı. Üstelik hiç dinecek gibi de değildi.

İş yerinden metrobüse ulaşmak için yaklaşık 20-25 dakikalık bir mesafeyi yürümek durumundaydı. Sanırım metaliğe kurşun attığım bir gündü. Yani taksi gibi bir ihtimali de aklımın ucundan geçiremiyordum. El mahkum yürünecekti o uzun yol. Dışarı bakıp kara kara “ulan nasıl yürüyeceğim bu yağmurda o kadar yolu” dediğimi hatırlıyorum.

Çok değil, sadece 5 dakika geçti aradan ve patron bana seslendi. O ayki alacağım gecikmişti. O işi halledelim dedi.

Hay hay…

Tesadüf işte, showroomumuzda duran Ferrari 458 Italia’da çekici ile şehir dışına gidecekti. Çekici de gece geç saatlerde aracı patronun evinin önünden alacaktı. Yani patron o gün mecburen Ferrari ile eve gidecekti.

Patron “Bugün erken kapatalım, yolda para çeker senin hesabı hallederiz, oradan da seni metrobüse bırakırım.” dedi.

Ferrari’yi çıkarttık, galeriden ayrılıp yola koyulduk. Aracın “traction control” sistemini en güvenli moda getirip, arkamızdaki V8’in tatlı homurtuları ve şiddetli yağmurun sesi ile Florya’ya kadar geldik, alacak-verecek olayını hallettik ve Florya metrobüs köprüsüne geldik.

Tam köprünün dibindeki durağa yanaştık ve ben arabadan (pardon Ferrari’den) indim. Duraktaki insanların garip bakışları altında metrobüs köprüsünün merdivenlerini tırmandım. Metrobüs durağına indiğimde neredeyse duraktaki herkesin göz takibinde olduğunu fark ettim. Sonra metrobüse binip yoluma devam ettim…

Ne anladınız, nasıl yorumladınız bilmiyorum. Ama ben o gece başımı yastığa koyduğumda hayata dair çok önemli bir şey daha öğrendiğimi fark ettim.

Bir demir parçasından inip, bir diğerine binmiştim en nihayetinde. Ama hayat tatlı cilvelerinden birini yapmıştı bana o gün. 5 dakika önce o yağmur-çamur-soğuk üçgeninde onca yolu nasıl yürüyeceğimi düşünürken, 5 dakika sonra o yoldan Ferrari ile geçiyordum. Hiç hesapta yokken…

Eğer sizde şuan, yağmurlu bir akşamda metrobüse kadar nasıl yürüyeceğinizi düşünüyorsanız, Ferrari ile o yoldan geçebilme ihtimalini aklınıza getirin. Benim bu parlak ekrandan size verebileceğim sadece bu, sadece bir umut…

Zaten umut da biterse eğer, ne kalır ki geriye?

Dört Kapılı Ferrari Modelleri

Porsche’nin, ürün gamı ile ilgili aldığı radikal kararlara daha önce göz atmıştık. Markanın Cayenne ile farklılaşan müşteri kitlesi, Panamera’da fazlasıyla aradığını bulmuş ve yüksek satış rakamlarına ulaşılmıştır.

Peki, Ferrari’de durum nedir?

Ferrari‘nin en tepesindeki isimlerden Luca di Montezemolo birkaç hafta önce, asla SUV ya da dört kapılı bir Ferrari üretmeyeceklerini açıklamıştı. Ancak, Porsche ile ilgili yazıyı okuyanlar çok iyi biliyorlar ki, Porsche yetkilileri de dizel motorlu bir Porsche için “imkansız” diyorlardır. Yani bunun çokta bir bağlayıcılığı yok…

Ferrari’nin dizel motorlu bir otomobil üretmeyeceğinin garantisini ben bile verebilirim. Ama uzun yıllardır dört kapılı bir Ferrari modeli kulisler de konuşuluyor. Nedense tüm çevreler Ferrari’nin böyle kötü bir sürpriz yapmasından korkuyor.

Ferrari yakın zaman önce ilk kez dört tekerlekten çekiş sistemine (4 Wheels Drive) sahip bir otomobil üretti. Aynı zamanda dört yolcu koltuğuna sahip bu yeni model, FF (Four-four) olarak adlandırıldı. Herkes, “arkadan itiş” tabusunu “4×4” bir model ile yıkan Ferrari’nin, dört kapılı bir Ferrari FF varyasyonu ile korkulanı yapmasından çekindi. Ama böyle bir şey de gerçekleşmedi.

Ferrari, hala seri üretim bir dört kapılı model üretmiyor. Ufukta da üreteceğine dair bir kanıt yok. Ama bu, “dört kapılı Ferrari modeli yok” anlamına gelmiyor.

Markanın tarihine bakıldığında karşımıza iki tane dört kapılı Ferrari çıkıyor. Gelin şimdi bunlara göz atalım…

1980-ferrari-pinin
Ferrari Pinin

İlk model Ferrari Pinin. O bir konsept otomobil ve seri üretime geçmedi. 1980 yılında, Ferrari’nin sadık tasarım firması Pininfarina’nın 50. yılına özel olarak tasarlandı. Sadece 1 adet üretildi.

Ferrari_456GT_Venice_Estate_Brunei
Ferrari 456 GT Estate

Bir diğer dört kapılı model Ferrari 456 GT Sedan ve Estate. 1992’den 2003’e kadar üretilen ve orijinal haliyle iki kapılı bir model olan Ferrari 456 modelinden türetilmiş bu iki otomobil “özel” üretim. Brunei Sultanı için üretilen bu modellerden tam olarak kaç tane üretildiği ve Brunei Sultanı dışında kaç kişiye daha satıldığı bilinmiyor.

Ferrari 456 GT Sedan
Ferrari 456 GT Sedan

 

Brunei Sultanı’nın çok özel otomobil koleksiyonu uzun yıllardır kapılı kapılar ardında duruyor. Umuyoruz ki bir gün koleksiyonun tüm özel otomobillerini daha yakından inceleme fırsatı buluruz…

Ferrari F40 Dağ Yollarında!

Aslına bakarsanız başlık olarak “Ferrari F40’ı dağa-bayıra vurmak” yazacaktım ama işin ciddiyetinden uzaklaşmamak adına yapamadım. Ama bu Ferrari sahibinin yaptığı tam olarak bu…

Yıllardır süregelen bir “Ferrari’ye tüp taktıran Türk” efsanesi vardır. 2004 yılında, Belçika’da yaşayan bir Türk tekstilci, gerçekten Ferrari’sine tüp taktırmaya çalışmıştır. Ferrari de, prestij kaybedeceğini öne sürerek vatandaşın otomobilini geri almıştır. Kaynak bulamadım ama söz konusu otomobil (yanlış hatırlamıyorsam) bir Ferrari 456 idi. Bu olayda “tüp taktırmak” kadar olmasa da Ferrari tarihine geçecek olaylardan biri olacak gibi görünüyor.

Ferrari 456, 1992 yılında piyasaya çıkmış 4 kişilik bir modeldir.
Ferrari 456, 1992 yılında piyasaya çıkmış 4 kişilik bir modeldir.

Konumuza dönecek olursak; uzak doğulu bir Ferrari F40 sahibi, bu özel araçla birlikte kamp yapmaya gitmiş. Sadece 1315 adet üretilen Ferrari F40, günümüzde en değerli Ferrari modellerinden biri olarak kabul ediliyor.

Bu otomobili üretenlerin, bir gün onu dağ yollarında görme ihtimalini hiç akıllarına getirmediklerine eminim. Bu efsane otomobilin tadını asfaltta çıkartmak varken neden dağ yolları tercih edilir ki?

Türkiye’nin En “Özel” Arabası

Araba yazdım af buyurun. Normal şartlar altında otomotiv gazeteciliğinde yeri olmayan ve sevilmeyen bir kelimedir bu. “Araba” diye bir şey yoktur, “otomobil” vardır! Bunu yıllar önce öğrenmiştim. Ama geçmişe bir atıfta bulunmak için böyle yazmak durumunda kaldım.

Yıllar öncesiydi, Modifiyem.com’un en hareketli zamanlarındaydık. Çok güzel günlerdi vesselam, Türkiye’de otomobilden bahsetmenin tadından yenmediği zamanlardı. Bilenler bilir belki, “Türkiye’nin en ‘özel’ arabası” diye bir başlık vardı. Binlerce sayfa post atılmış, ne fotoğraflara yer verilmişti. 10 yıl öncesinden bahsediyorum tabii, şimdi ne Modifiyem kaldı, ne de o güzel topluluktan bir eser.ferrari_308_gtb_turkiye_2

Henüz 13-14 yaşındaydım ama en hararetli tartışmaların da içindeydim. Ferrari FXX’in altına takozları koyup “gel gel” yaparak köhne bir garajdan çıkartmalarını hep beraber ağzı açık izlemiştik. Sayfalarca Türkiye’de Ferrari Enzo var mı yok mu onu tartışmıştık. Ben olmadığını savunan ve asla ikna edilemeyenlerdendim. Hala da savunuyorum ki; Türkiye’de Ferrari Enzo yok. Olsa ben bilirdim…

Özel demek, illa ki son model ve çok pahalı demek anlamını taşımıyordu. Nice nadide klasikleri de görmüştük o başlık altında. Türkiye’nin en “özel” arabası hangisi? Hala kesin bir yargılaya varamadık bu konuda. Ama ben bugün en özellerinden bir tanesini gördüm.

ferrari_308_gtb_turkiye

Bir Ferrari 308 GTB’den bahsediyorum.

Yanılmıyorsam şu an Türkiye’de bir tane var. Yıllar önce bir de kırmızı 308 GTB vardı ama yanlış hatırlıyor da olabilirim. Çok büyük ihtimalle bu otomobil şu an Türkiye’de bir tane. Üstelik çok iyi kondisyonda. 36660 kilometrede, hem iç mekanda hem de dışarıda “sıfır” kondisyonunda desem herhalde abartmış olmam.

Ferrari 308 GTB, 1975-77 yılları arasında fiberglas şasi ile 1977-85 yılları arasında çelik şasi ile üretilmiş bir model. Fotoğraflarını gördüğünüz Türkiye’deki model 1976 model, yani fiberglas şasiye sahip. 2.9 litrelik, V8 bir güç ünitesine sahip olan 308 GTB, Amerikan versiyonunda 240 beygir, Avrupa versiyonunda 255 beygir güce sahip. Türkiye’deki model bir Amerikan versiyon.

ferrari_308_gtb_key_turkiye

Ey eski Club Modifiyem üyeleri, güzel insanlar! Şimdi size sesleniyorum. 10-12 sene önce tartışmaya başladığımız “Türkiye’nin en ‘özel’ arabası” tartışmasını devam ettiriyorum. Lütfen biriniz çıkıp bana “Türkiye’de Ferrari Enzo var” desin. O ortamı çok özlüyorum…

“Dünyanın en iyi otomobili” ile Cumartesi gezmesi

Mükemmel bir dış tasarım, doruklarda yaşanan bir sürüş zevki ve kulaklarda yankılanan etkileyici motor sesi… Daha ne olsun?

Meşhur Top Gear programının babası Jeremy Clarkson’a göre, dünyanın en iyi otomobili imiş! Ferrari F355’den bahsediyoruz. Bana göre gelmiş geçmiş en güzel Ferrari modelleri arasında ilk 3’te yeri var. Çocukluğum boyunca “süper otomobil” denildiğinde hep aklımda canlanan model F355 oldu. En büyük hayalimdi, aslına bakarsanız hala öyle…ferrari_355_spider_turkey_istanbul

Evet, hala bir Ferrari F355’e sahip olamadım. Ama onunla kısa süreli de olsa bir aşk yaşama fırsatına eriştim. Muhteşem sesi, eşsiz tasarımı, aslına bakarsanız her detayı ile aşık olunası bir otomobil.

1994 yılında piyasaya çıkan Ferrari F355, ilk etapta “Berlinetta” ve “GTS” modelleri ile satışa sunuldu. “Berlinetta” modeli bildiğimiz coupe versiyondu. “GTS” ise sert tavana sahip bir “targa” varyasyonu idi. Bir yıl sonra, 1995 yılında “Ferrari F355 Spider” ortaya çıktı. “Spider” cabrio bir modeldi ve tentesini katlanarak tam olarak üstünü açabiliyordu. 1998 yılında otomatik şanzıman seçeneği geldi. “F1” model uzantısını alan otomatik şanzımanlı modellerin vites değişimleri direksiyon arkasındaki kulakçıklardan yapılıyordu.

ferrari_f355_direksiyon

Havaların yeni yeni ısınmaya başladığı bir bahar günü Ferrari F355 Spider ile kısa bir Cumartesi gezintisine çıkma imkanı buldum. Otomobili çok uzun süre kullanma imkanım olmadı ama co-pilot koltuğunda da fazlasıyla keyif aldığımı söyleyebilirim.

Her şeyden önce bu tarz otomobillerin tümünde olduğu gibi, F355’te çok sert bir debriyaja sahip. Ayrıca ön tekerleklerin konumundan dolayı, debriyaj pedalı ile fren pedalı arasındaki mesafe alışılagelmişten daha az. Vites geçişleri sırasında çıkan tok bir “klik” sesi tek kelimeyle cezp edici. Hızlanma, frenaj ve sürüş keyfi olabilecek en iyi seviyede. Motorun, her devirde bambaşka bir tınısı var. Sanırım ondan daha iyi ses çıkaran bir otomobil daha görmedim.

ferrari_f355_spider_istanbul

1998 model bir otomobil nasıl bu kadar dikkat çekebilir? Envai çeşit süper spor otomobil ile geçtiğimiz yollarda en çok dikkat çeken otomobillerden biri, şüphesiz 1998 model kırmızı Ferrari F355 Spider idi. Arkasında homurdanan motoru ile koca bir go-kart otomobilini andıran F355, her anlamda çok keyifliydi. Şu sıralar Türkiye’deki F355 popülasyonu iyice azalmış durumda. Çok yakında bu efsane modelin gerçek bir klasik sınıfına gireceği kesin. Umuyoruz ki Türkiye’de de iyi kondisyonda ve iyi korunmuş otomobillerin varlığı devam eder…

 

Ferrari’yi Şarj Etmek

Hayır, klişeleşmiş elektrikli otomobil haberlerinden biri değil. Hele ki, çok dikkat çektiği düşünülen ve inanılmaz garip bir şeymiş gibi lanse edilen “elektrikli süper spor otomobil üretiliyor” ya da “elektrikli Ferrari” haberlerinden biri hiç değil!

Bildiğimiz Ferrari 458 Italia’dan bahsedeceğim size. Bu otomobil kabloya takılıp şarj edilebiliyor. Yani, aküsü şarj edilebiliyor desem sanırım olay çözülecek.

Bir ucu prize bağlı, diğer ucu arabanın torpido gözüne doğru uzanan kabloyu görünce bende anlam verememiştim. Bir de kablonun ortasında adaptör vardı. Bildiğin bizim laptopların adaptörü gibi yani. Sonradan olayın aslını öğrendim. Bu tip otomobiller, özellikle kış aylarında uzun süre garajda kaldıkları için aküleri zayıflayabiliyor. Bunu ben biliyorum da Ferrari’yi üretenler bilmiyor mu? Tabi ki biliyor. O yüzden böyle bir çözüm geliştirmişler. Kablo otomobil ile birlikte geliyor ve özel çantasıyla birlikte aracın bagajında muhafaza edilebiliyor. Otomobilin uzun süre kullanılmadığı zamanlarda normal bir prizden akü şarj edilebiliyor.