Trabzon’a İnen MIG-29 Savaş Uçağı ve İltica Eden Pilot

Soğuk Savaş’ın son günleri yaklaşırken Sovyet topraklarında başlayıp Trabzon’da biten bir hikayeden bahsedeceğim bugün sizlere. Üstelik ilk kez duyacağınız detayları ile!

Batı bloğu 1974 yılında, devrim niteliğinde bir çok yeniliğe sahip F-16’yı gökyüzü ile buluşturmuştu. F-14 ve F-15 ile dördüncü jenerasyon savaş jetlerinin yarışı başlamış F-16 ile bu yarış zirveye ulaşmıştı. Kısacası Doğu Bloğu’nun F-16’ya güçlü bir rakip çıkartma ihtiyacı her geçen gün artıyordu. Bu dişli rakip Mikoyan Gurovich tarafından geliştirilecek ve F-16’dan 3 sene sonra, yani 1977 yılında gökyüzü ile buluşacaktı. Doğu Bloğu’nun gökyüzündeki son şaheseri MIG-29’du.

MIG-29, F-16’dan daha süratlidir, daha uzun menzile sahiptir, daha yüksek G kuvveti ile mücadele edebilmektedir. Ama rakamlar her şey mi? Tabii ki değil. Kimin kime karşı daha üstün konusu askeri havacılık meraklıları arasında halen sıkı bir tartışma konusudur. Ama ikisinin de çok acımasız bir duruşu var. İşte burası kesin ve net…

Sovyetler Birliği yeni nesil savaş jeti tasarımlarını en kötü senaryoları göz önünde bulundurarak geliştirmişti. MIG-29 olası bir nükleer savaş esnasında bile uçabilecek yeterlilikteydi. Havada bir kez yakıt ikmali yaparak 5 bin kilometreden fazla uçabilirdi. Bakımsız pistlere iniş-kalkış yapabilmesi için gövde üzerinden hava emişi de yapabiliyordu. Dünyada ilk kez kaska monte edilen bir nişanlama sistemi MIG-29’larda kullanılmıştı. Çok üstün manevre yeteneklerine sahipti, yapabildiği kaçınma manevraları onu eşsiz kılıyordu. Kısacası Mikoyan Gurovich tüm hünerlerini göstermişti.

Doğu bloğu için yeni bir savaş hazinesi, güçlü bir koz olan MIG-29, batı bloğu içinse bilinmezleri ile var olan olası bir kabustu. Soğuk Savaş yıllarında Amerika Birleşik Devletleri, Sovyetler’in bu yeni silahının sırlarına vakıf olmak için neler vermezdi.

İşte böyle bir ortamda, bir MIG-29 batı bloğundaki bir ülkenin eline geçerse ne olur? Tabii ki kriz olur… İşte 1989 yılında Trabzon’da yaşananları Soğuk Savaş ve Dünya Tarihi açısından eşsiz kılan şey de tam olarak buydu.

20 Mayıs 1989 günü Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti için sıradan bir gün olarak başlamıştı. Tıpkı Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği’nin tamamında olduğu gibi. Ancak günün devamı Moskova, Trabzon ve Washington üçgeninde yaşanacak büyük bir krizi getirecekti.

O gün, Batum yakınlarındaki bir hava üssünde görevli 28 yaşındaki pilot yüzbaşı Aleksandr Zuyev Amerika Birleşik Devletleri’ne iltica etmek için harekete geçme kararı almıştı.

Aleksandr Zuyev ilk değildi. Soğuk Savaş yıllarında, KGB ajanlarından bile batıya iltica eden bir çok insan vardı. Bir tarafta dikensiz gül tarlası gibi görünen, gösterilen kapitalist batıya karşılık, diğer tarafta gri renge bürünmüş baskıcı komünist rejim. Ajanlardan sanatçılara, sporculardan bilim adamlarına kadar çok büyük bir kesin batıya kaçmanın hayali ile yanıp tutuşuyordu. Berlin Duvarı’da bu yüzden inşa edildi ya zaten.

Aleksandr Zuyev’de kapağı batıya atmak isteyenlerdendi. O bir MIG-29 pilotuydu ve batı için sırlarla dolu bu uçak hakkında bildikleri sayesinde, Amerika Birleşik Devletleri’nin ona yüz çevirmeyeceğine de emindi. Yapması gereken tek bir şey vardı. NATO üyesi bir ülkenin topraklarına ayak basmak ve sığınma talep etmek. O ülke de, Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin sınır komşusu olan Türkiye Cumhuriyeti idi.

20 Mayıs 1989 gününün ilk saatlerinde üsse gelen Zuyev, o gece nöbetçi olan pilot arkadaşlarına bir sürpriz yapmıştı. Onlara çeşitli içecekler, sigara ve pasta ikram etmiş, onlarla sohbet etmeye başlamıştı. Ancak Zuyev’in getirdiği pasta bir takım bayıltıcı ilaçlar içeriyordu. İlaçlar çok geçmeden etkisini gösterdi ve nöbetçi pilotlar bayıldı. Zuyev önce üssün telefon bağlantısını koparttı. Daha sonra acil durumlarda havalanmak üzere bekleyen MIG-29’lardan birine binmek için hangara yöneldi. Hızlıcı uçağını hazırlamaya başladı ama bu sırada MIG-29’un uçuş hazırlıklarını bir pilot subayın yapması bekçinin dikkatini çekmişti.

Bekçi ters giden bir şeyler olduğunu anladı ve Zuyev’i engellemeye çalıştı. Ama ok yaydan çıkmıştı. Aleksandır Zuyev bekçi ile çatışmayı seçti ve yaralanmak pahasına onu etkisiz hale getirdi.

Artık kaybedecek tek bir saniye yoktu. Zuyev bazı prosedürleri atlayarak MIG-29’un motorlarını çalıştırdı ve hızlıca piste girerek kalkışını gerçekleştirdi. Havalandıktan sonra üssün etrafında bir tur attı ve peşine takılma ihtimaline karşı diğer acil durum uçaklarına ateş etti. Daha sonra Karadeniz üzerinde metrelerle ölçülebilecek kadar alçak irtifadan uçarak Türk sahasına girdi ve Batum yakınlarındaki üsten kalktıktan sadece dakikalar sonra Trabzon Havalimanı’na iniş yaptı. Bu sırada peşine takılan bir kaç MIG-29 olsa da her şey için çok geçti.

Aleksandur Zuyev, sabahın ilk saatlerinde kapalı olan Trabzon Havalimanın’da boş hangarlardan birinin önüne uçağını park etmişti. Bekçi ile çatışmasında yaralanan pilotun acilen hastaneye gitmesi gerekiyordu. Bir şekilde havalimanından çıkmış, bir taksiye atlayıp Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi’ne gitmiştir. Hastanede yapılan ilk müdahalenin ardından MIG-29’un Trabzon’a indiği ve Sovyet pilotun iltica ettiği tescillenmiş oldu.

İşte bundan casuslar arasında bir köşe kapmaca başlamıştır. Bu belki de Soğuk Savaş’ın son fimlere konu olmalık bilgi sızdırma hikayesiydi.

Türkiye’nin Moskova büyük elçisi olayın yaşandığı cumartesi günü apar topar Sovyet Dış İşleri Bakanlığı’na çağrılmış ve Moskova-Ankara hattında yoğun görüşmeler başlamıştır. Tahmin edebileceğiniz gibi Sovyetler Birliği derhal uçak ve pilotun iadesini talep etmiştir.

Ancak bir MIG-29’un tüm elektronik sistemleri ve silahları ile birlikte keşfedilmeye hazır bir vaziyette Trabzon Havalimanı’nda beklediği haberinin Amerika Birleşik Devletleri’ne de ulaşmıştır. Amerika uçağı didik didik etmek için derhal çalışmalara başlamıştır.

O gün uçağı ilk olarak Türk Silahlı Kuvvetleri incelemiş ve en azından bilindiği kadarı ile hiç bir yabancı o gün uçağa yaklaştırılmamıştı. Üstelik Türkiye Amerika’nın canını sıkacak bir hamle yapmış ve uçağı derhal iade etmeyi kabul etmişti. Peki, gerçekten derhal iade etti mi?

Tabii ki hayır. Amerika bir MIG-29’a bu kadar yaklaşmışken onunla ilgili bir şey öğrenmeden uçup gitmesine izin veremezdi. Olayın yaşandığı günün akşamı Sovyetler ve Türkiye arasında gerekli anlaşma sağlanmış, Kızıl Ordu’ya ait bir kargo uçağı MIG-29’u geri götürmek için Trabzon’a doğru yola çıkmıştı. Ancak Trabzon Havalimanı’nın iniş için limitleri sağlamadığı gerekçesi ile Sovyet kargo uçağına iniş izni verilmemişti ve uçak mecburen yarın gelmek üzere dönmüştü.

Olayın bir gün sonrası, yani 21 Mayıs 1989 Pazar günü Trabzon Havalimanı’nda yaşananlar ise gerçekten çok ilginç. Şöyle bir gözümün önüne getiriyorumda, gerçekten casus filmlerinden fırlamış gibi.

O pazar günü Türklerden oluşan bir heyet uçağı incelerken, kim oldukları kimseye açıklanmayan 3-4 kişilik bir grup jipleri ile aprona giripMIG-29’un her detayını inceleyip fotoğraflamışlardı. Ekip bu çalışmayı yaparken Sovyetler Büyükelçiliğinden gelen heyet kesinlikle havalimanına yaklaştırılmamış ve “bizim uçağımıza bizi yaklaştırmıyorlar” şeklinde isyan etmişti. Doğrulanmamış olsa da, MIG-29 jiple gelen 3-4 kişilik ekip tarafından didik didik incelenmiş ve fotoğraflanmıştı. Daha sonra, bir gece önce iniş yapamayan Sovyet kargo uçağı bu kez Trabzon Havalimanı’na inmiş, MIG-29’un bombaları bu kargo uçağına yüklenmiş daha sonra MIG-29 ve kargo uçağı Trabzon Havalimanı’ndan kalkarak Türk Hava Kuvvetleri’ne ait F-5 uçakları eşliğinde Türkiye’yi terk etmişti.

Bu olayın ardından en çok tartışılan konulardan bir tanesi, bir Sovyet savaş uçağının kimsenin ruhu bile duymadan Trabzon’a inebilmiş olmasıydı. Kamu oyu radarların, hava savunma sistemlerinin güvenilirliğini sorguluyor, yetkililerin yaptığı açıklamalarla tatmin olmuyordu. Özal ise 2 sene önce bir Cessna’nın Moskova’ya inmesine atıfta bulunarak bu işten sıyrılmaya çalışıyordu.

Olayın ardından Türkiye bir kez daha iki süper gücün arasında kalmıştı. Amerika Birleşik Devletleri uçağı iade ettiğimiz için, Sovyet Birliği ise Pilotu iade etmediğimiz için bize hayli sitemliydi. Böyle bir olayda iki tarafı da memnun etmenin bir yolu yoktu. Türkiye ise orta yolu bu şekilde bulmuştu.

Şimdi merak ettiğinizi tahmin ettiğim son bir şey kaldı. Alexandr Zuyev’in akibeti.

Sovyetler Birliği dağılana kadar KGB Zuyev’in sıkı takipçisiydi. Ancak CIA işi sıkı tutmuş, pilotu çok iti korumuş ve onun MIG-29’lar hakkında bildiği her şeyi öğrenmişti. 1992 yılında yaşadıklarını kitaplaştıran Zuyev, daha sonra Amerika’da sivil pilot olarak kariyerine devam etti.
Alexandır Zuyev cesaret etmek zorunda kalmış, cesaret etmiş, sonra bence çok korkmuş ve kimsenin hissemediklerini hissetmiş bir insandı. Sovyetlerin kaçak pilotu, 10 Haziran 2001 tarihinde Vaşhıntın yakınlarında kendi kullandığı uçağın düşmesi sonucunda hayatını kaybetti. Kaza işte, böyle bir adamın yatağında ölmesi de düşünülemezdi zaten değil mi?

KEREM GÖK STORE AÇILDI! BENCE BİR GÖZ ATIN...

"TÜRK SİVİL HAVACILIK TARİHİNE DAMGASINI VURAN UÇAK KAZALARI"

İlginizi çekebilir...

Tupolev Tu-204 Gökyüzünde çetin bir rekabet var. Bu rekabette Rusların en güçlü silahlarından biri Tu-204. Amerika, Avrupa ve Rusya çoğu alanda olduğu gibi gökyüz...
Rusya Hava Kuvvetleri Ne Kadar Güçlü? Rusya Hava Kuvvetleri'nin kaç askeri uçağı var? En güçlü silahları hangisi? Rusya ile yaşadığımız uçak krizinden bu yana, arkadaş çevremden sıkça bu ...
Dünyanın ilk sesten hızlı yolcu uçağı; Tupolev Tu-... Dünyanın "ilk" sesten hızlı yolcu uçağının hikayesi... Concorde, hemen hemen herkesin kafasında bir şeyler canlandıran ve hizmette kaldığı süre boyun...
Irkut MC-21; Rusya’nın Yeni Yolcu Uçağı MC-21 geçtiğimiz günlerde ilk uçuşunu yaptı. Peki, Rusya'nın yeni yolcu uçağı ne vaat ediyor, ne hedefliyor? Milyarlarca dolarlık hava yolu endüstris...